DEMOKRAT PARTİNİN DOĞUŞU

Bu yazımızda Türkiye’nin cumhuriyet anlayışına kavuşmak için emeklediği, büyüdüğü dönemleri anlatacağız. Hayatımızda kötü şeyler, aksamalar olduğu gibi bu devletlerin tarihlerinde de vardır; tek farkı devletlerin halkı yani milyonlarca insanı etkilemesidir. Tarihin tozlu sayfalarını aralarken birilerini eleştirmekten ziyade hayatımıza neler katabiliriz diye düşünmeliyiz. Tarih öğrenmekten ziyade eğitmek içindir bu yüzden okurken bahsettiğimiz kişilerin yerine kendimizi koyalım ve o dönem şartlarına göre değerlendirmemizi yapalım. Hazırsanız başlayalım.

Cumhuriyetin kuruluşundan 1946’ya kadar 3 kez çoklu partiye giriş denemesi oldu. Bunlardan ilki 1924 yılında kurulan Terakki Perver Partisiydi. Lakin 6 ay sonra kapandı ve bazı yöneticileri hapse bazıları da Atatürk’e suikastten idama gönderildi. 2.deneme de 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırka kurularak yapılmaya çalışıldı ama sadece 94 gün hayatta kaldı. Ve 1946 yılında kurulan Demokrat Parti ile tek iktidarla yönetilen günler tarihe karıştı.

Adnan Menderes ve Fethi Okyar

1930 yılında iki tane Ankara vardı. Birisi modern , hızla batılılaşan Ankara ; diğeri ise halkın açlık ile baş ettiği bir Ankara. Atatürk acilen çoklu partiye gidilmesi gerektiğini söylüyordu. Fethi Okyar’ın yöneticiliği ile Serbest Fırka kuruldu. Fethi Okyar Aydın’a yönetici aramaya geldiğinde herkes Adnan Menderes’i önermişti. Eğitimliydi , topraktan anlıyordu , dil biliyordu. Eşi Berrin Hanım’ın hep korktuğu 30 yıl sürecek siyasi hayatının ilk adımını atmıştı bunun beraberinde ilk yenilgiyi de yaşamıştı. 3,5 ay sonra Gazi’nin onayıyla Serbest Fırka kapandı.

Gazete manşeti

3 Şubat 1931 yılında Atatürk’ün Adnan Menderes ile 4 saat konuşmasından sonra takip eden birkaç haftada adı milletvekilleri arasında duyuldu. O yıllarda Almanya’da Hitler, SSCB’de Stalin teker teker diktatörlüğünü ilan ediyordu. Bu korkunç bir savaşın habercisiydi. Diğer sarsıcı bir haber; 1938 yılında Gazi Mustafa Kemal hayatını kaybetmişti. Mustafa Kemal ile İsmet İnönü’nün arası iyi değildi bu yüzden başkanlığa Celal Bayar geçti. Celal Bayar Atatürk’ün her dönem yanında olmuştu ve iş bankasını kurmuştu. Celal Bayar ve İsmet İnönü birbirine tamamen zıt kutuplardı ve eğer ki biri öne çıkarsa diğeri hep geri planda kalırdı. Peki bu durum devam edecek miydi? Aslında bu durum muhalifliği doğurmuş ve yeni parti açma isteği uyandırmıştı. Cumhuriyeti, demokrasiyi tam manası ile bu durum vesilesi ile yaşadık.

11 Kasım 1938 yılında mecliste yapılan seçimde İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçildi. İlk olağanüstü kurulda İsmet İnönü kendisini ‘değişmez genel başkan’ ilan etti. Kaderin cilvesine bakın ki bu kararı okuyan Adnan Menderes birkaç yıla bu karara en sert muhalif olacaktı.

6 yıl sonra 2.dünya savaşı patlak verdi. Fakir olan halk daha da fakirleşti, karne dağıtılarak yemek alınıyordu ve kara borsacılar doluşmuştu. Tüm bu olanlara halk Milli Şef İsmet İnönü ‘yü suçluyordu. Bu durum artık muhalefet patisinin gerekli olduğunun ayak sesiydi. 8 Mayıs 1945 yılında savaş bitmişti ve SSCB ile yapılan bir anlaşma feshedilmişti. Bu durum Türkiye’yi Batı’ya daha da yakınlaştırdı ama bunun için demokrasinin sağlanması gerekti. Yani milli şefliğin tarihe karışması ve çoklu partiye geçişin olması gerekiyordu. Dörtlü Takrir diye bilinen Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Celal Bayar ve Refik Koraltan muhalefet partisi için gece gündüz çalışıyorlardı.

Dörtlü takrir

Ve bu muhalif olayı CHP’nin içersinde duyulmaya başlandı. 21 Eylül 1945 günü en sert şekilde muhalif yapan Fuat köprülü ve Adnan Menderes partiden ihraç edildi. Bu Celal Bayar’a bir gözdağıydı ve Celal Bayar’da istifa etti. İsmet İnönü’nün istediği muhalefet partisine deneyimli, devlet adamlığı yapmış ve kendisinin de tanıdığı Celal Bayar’ın gelmesi olası isyanları önleyecekti. Bu güven ortamında Celal Bayar’ın yeni parti kurma isteğini kabul etti ve 1946 yılında Demokrat Parti kuruldu. 23 yıllık tek partili yıllar tarihe gömülecekti ve halk sandıklara gittiğinde artık iki seçeneği olacaktı.

DP’nin kuruluşu

Demokrat kelimesi halka o kadar yabancıydı ki laf aralarında “Demirkırat Partisi” diye anılır oldu. Diğer yazılarımızda Türkiye’nin demokrasi mücadelesini anlatmaya devam edeceğiz. Okuduğunuz için teşekkürler 🙂

Bir sonraki yazıyı okumak için buraya tıklayın.

Emeğimize destek için yazımıza yorum yapabilir ve yazımızı paylaşabilirsiniz.

Kaynakça: Mehmet Ali Birand belgeselleri ve arşivleri

Dilan Akbulut

SİTEDE HER ŞEY PAYLAŞILIR ÇÜNKÜ ÇOK ENTELLEKTÜELİZ

6 YORUM

  1. Avatar
    Zeynep Bilmen

    Emeğiniz için teşekkürler🙂

  2. Avatar

    Yazınız gayet tarafsız ve açık bir dille yazılmış. Uyari olarak Fethi Oktar değil Okyar olacak.

    • Avatar
      Dilan Akbulut

      Yazımın tarafsız olduğunu düşünmeniz beni çok mutlu etti. Uyarı için teşekkürler ; en yakın zaman da düzeltilecek.

  3. Avatar

    Sayfan çok bilgilendirici . Türkiye tarihinin karanlık noktalarına tarafsız bir şekilde ışık tutmuşsun.