YOLLAR AYRILIYOR

Demirkırat-1, Demirkırat-2, Demirkırat-3, Demirkırat-4 ve Demirkırat-5 yazılarımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

1957 seçimleri siyasi tarihte görülen en çetin seçim dönemidir. Adnan Menderes için hayatta kalma, İsmet İnönü için ise varolma mücadelesi.

Yukarıdaki gazetede dikkatinizi bir yere çekmek istiyorum. Gazete de İnönü’nün seçim sonuçlarına itiraz ettiği yazıyor. Seçim sonuçlarının belirli bir saatten önce açıklanması yasaktır. Daha halkın oy verme olayı bitmemişken saat 2’de radyo DP’nin kazandığı yerleri söylüyor. Bu sebebe istinaden itiraz süreçleri oluyor.

Sonuçlar açıklandı. DP: %48 CHP:%41. Bu DP için tam bir yıkımdı. Bu düşüşün sebebini çok uzaklarda aramak yanlış olacaktır. Enflasyon artmış, döviz rezervleri erimiş ve kredi borçları her geçen gün artmıştı.Seçimlerden sonra devalüasyon kararı alan Menderes doları 3 katına çıkarttı. Bu askeri de yine kıpırdanmalara neden oldu, halka da yük bindirdi.

Devalüasyon; hükümet tarafından bir ülkenin para biriminin dolara karşı değer kaybettirilmesidir.

Bu durum içerisinde yaşanan bir olay her şeyin unutulmasını sağladı. 1959 yılında başbakanın uçağı Londra’ya giderken düşmüş şans eseri hafif yaralı olarak kurtulmuştu. Ülkeye geri döndüğünde Menderes tren garında olağanüstü bir kalabalıkla karşılaştı buna muhalefet partisinin lideri İnönü’de dahildi.

Birand’ın dediği gibi bazen küçük hareketler bile akla gelemeyecek kadar büyük uzlaşmalara gebe olabilir. Eğer ki Adnan Menderes kendisini ziyaret ettiğinden ötürü İnönü’nün yanına gitseydi, uçak kazasının da etkisiyle etkili bir uzlaşmaya varılabilirdi. Ama olmadı. Menderes gitmedi. Menderes ve İnönü o tren karşılaşmasından sonra hiçbir zaman el sıkışmadılar.

1959 baharı, diğer yıllarda yaşanan siyasi bahar havasını getiremedi; aksine İsmet Paşa çizmelerini giyip 46 milletvekili ile illere gitti. İlk durak Uşak olarak seçildi bu da ilk siyasi kanı beraberinde getirdi. İnönü’ye karşı muhalefet gösteren bir grup topluluk içerisinden atılan bir taş İnönü’nün başına çarpıp kanadı. Bu sert hava İstanbulda da takip etti.

Kayseri’de büyük bir askeri önlem vardı ve ordu İsmet İnönü’ye siyasi bir kişilik olarak değil de itaat edilmesi gereken orgenaral gözüyle bakıyordu. Yani ordu safhasını belli ediyordu.

Gerek DP’nin içinden milletvekiller olsun gerekse de DP’yi destekleyen halk olsun herkes bir soruda düşünmeye başlamıştı: “Acaba İsmet İnönü ordu ile bir ihtilal hazırlığı içinde miydi? “.

İsmet İnönü, eğer DP’den yana vaziyet alırsa olayların büyümesinden ve kan dökülmesinden korkuyordu. Ve Metin Toker’in anlattığına göre İnönü, olası bir ihtilalden tüm devlet erkanları gibi haberdardı lakin doğrudan doğruya hiçbir ihtilalciyle konuşmamış ve destek vermemiştir.

İhtilalci; darbe yapan topluluk içerisinde bulunan her ferde verilen isimdir.

Cuntacı; ihtilalci ile paralel anlam göstermektedir.

İhtilalciler yavaş yavaş hazırlığa başlamışlardı ama daha liderleri yoktu. Bir keresinde liderliği milli savunma bakanına yöneltmişlerdi fakat red cevabı almışlardı. İkinci olarak Cemal Gürsel’e teklif ettiler . Cemal Gürsel teklifi kabul etmediği gibi red de etmedi.

Cemal Gürsel

İhtilalciler belli başlı yerleri ele geçirmişti. En can alıcı yer Muhafız alay komutasında görevli olan Osman Köksal’a aitti. Celal Bayar’ı etkisiz hale getirecek ve köşkü ele geçirecekti.

Bazı DP milletvekilleri mecliste bir önerge sunup; erken seçime gidildiği takdirde bir şeylerin değişebileceğini dile getirdiler. Belki demokrasi, askeri müdaheleye gerek kalmadan; demokrasinin anlamı olan sandıklar da düzeltilebilecekti ama bu mecliste çıkan kargaşanın içerisinde sonsuza dek bir hayal olarak kaldı.

Tren raydan çıkmış, uçuruma doğru sürükleniyordu. Atılan ya da atılmayan her adım bu ivmeye hız katıyordu. Geliyorum diyen darbeyi önleyebilecek fırsatlar defalarca DP hükümetinin karşısına çıktı. Ne mi oldu? DP adeta kör olmuşçasına diyalogla uzlaşmak yerine, baskı ile muhalefeti susturmaya çalıştı.

18 Nisan 1960 yılında DP’nin içerisinden 15 milletvekili seçildi. Basını ve CHP’de olup gerçekleşen tüm olayları kontrol edeceklerdi. Basın asla muhalif cümlelere yer veremiyordu, siyasal gösteriler tamamen yasaklanmıştı.

CHP polis zoruyla meclisten çıkarılmıştı. Muhalefet partisinin parlementoya girmesi kesinlikle yasaktı. Bunun üzerinde üniversitelerde ayaklanmalar çıkacaktı.

28 Nisan 1960 yılında Bayezit’te sirayet eden bir olay yaşandı. Öğrenciler toplanmış tek bir ağızdan “Kahrolsun diktatörlük, özgürlük istiyoruz.” diye bağırıyorlardı. Olay çığırından çıktı ve polis müdahele etti. Müdahele etmeye askerler de gelmişti ki beklenmeyen bir durum oldu. Öğrenciler “Yaşasın Türk Askeri” diye bağırıp birer ikişer askerler ile kucaklaştılar.

28 Nisan 1960

Tarihe ‘Kara perşembe’ diye geçen bu olay ertesi gün Ankara’da sirayet etti. Tankın namlusu öğrencilere değil, iktidara çevrildi. Adnan Menderes diğer şehirlerin sükunet içinde olduğu algısına kapılarak bu olaylara ehemmiyet vermedi.

3 Mayıs 1960 günü Adnan Menderes, Kara Kuvvetleri komutanı Cemal Gürsel’den bir mektup aldı. Mektupta Gürsel, Celal Bayar’ın cumhurbaşkanlığından istifasını ve Adnan Menderes’in cumhurbaşkanlığına yükselmesini istiyordu. Bunun üzerine Menderes, Gürsel’e 3 aylık bir izin çıkarıp İzmir’e yolladı.

Tüm bu bunalımdan kurtulup kendisini kalabalığa atan Menderes’i İzmir ruhtımında 200.000 kişi karşıladı. İstifa etmeyi düşünmüşse de kalabılıkları görünce bundan vazgeçmişti. Ve bu kalabalıktan doğan karar onun sonunu getirecekti.

26 Mayıs 1960 gecesi Adnan Menderes’in kapısı aniden çalındı ve gelen kişinin ağzından şu cümleler döküldü:

Yarın darbe olacak, istifa edin.

Aslında 27 Mayıs 1960 darbesi yapılan tüm hareketlerde ‘geliyorum’ dedi. Bizler hep inanmak istediğimize inanırız. Olmasını istediğimiz şeylere o kadar inanırız ki olanı gözden kaçırırız. Durum tam olarak böyleydi. Adnan Menderes olana sırt çevirdi, görmezden geldi. Dışarıdan bir gözlemci olarak olayları fark etmek kolay. Kim bilir belki içerisinde bulununca her şey bulanıklaşıyordur. Diğer bir yazıya kadar hoşça kalın.

Bir önceki yazımı okumak için buraya tıklayın.

Emeğimize destek için yazımıza yorum yapabilir ve yazımızı paylaşabilirsiniz.

Kaynakça: Mehmet Ali Birand belgeselleri ve arşivleri

Dilan Akbulut

SİTEDE HER ŞEY PAYLAŞILIR ÇÜNKÜ ÇOK ENTELLEKTÜELİZ

1 YORUM

  1. Avatar

    vay be uçaktan sağ çıkmak ha *-*