KÖY ENSTİTÜLERİ

Türkiye’nin yakın siyasi tarihine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Hoşgeldiniz. Nasılsınız? Bugün okuyacağınız yazının konusu Türkiye’nin eğitim reformlarının öncüsü olan ‘ Köy Enstitüleri ‘ olacak. Demirkırat dosyasında size 1930 yılından 27 Mayıs 1960’a kadar olan olayları ve idamlarını anlatmıştık. Demirkırat dosyasında amacımız, cumhuriyet rejimini anlatmak olduğu için işin daha çok siyasi boyutunu anlattık. Köy enstitülerinin kapatılmasının nedenini sadece bir partiye, dönemin iktidar partisine bağlamak yanlış olacaktır. Köy enstitüleri CHP‘den İsmet İnönü‘ye, DP‘den Adnan Menderes‘e kadar herkesi kapsar. Bu ufak bilgiden sonra hazırsanız başlayalım.

Yıl 1938. Cumhuriyetin ilanından 15 yıl geçmiş olmasına rağmen ülke istenilen yere ulaşamamıştı. Türkiye’nin nüfusu 16 milyondu ama sadece 2,5 milyonu okuma yazma biliyordu.

Nüfusun yüzde sekseni köylerde yaşıyordu. Yapılan devrimler 40.000 köyün sınırına ulaşamamıştı bile. Mustafa Kemal Atatürk bu durumdan muzdaripti çünkü köylü halkın efendisiydi. Bu yüzden köylü çocuklarına, yarınların umuduna eğitim verilmeliydi.

CHP’nin 4. kongresinde dönemin milli eğitim bakanı ve Mustafa Kemal çözüm yolları aradılar. Atatürk’ün aklına bir şey gelmişti; erlerin eğitimini veren çavuşlardan yararlanılabilirdi.

85 tane çavuş seçilerek 6 ay eğitim alacak ve ardından köylerine dönüp eğitim vereceklerdi. Okuma ve yazma bilen çavuşlar ve onbaşılar bu büyük görev için yola koyuldu.

Onbaşı ve çavuşların eğitiminden bir yıl geçtikten sonra ‘eğitimin’ çavuşlarla yürütülemeyeceği anlaşıldı. Öğretmen yetiştirilmeliydi ve bunun için yepyeni bir okul açıldı.

İsmet İnönü, Atatürk’ün ölümünden sonra cumhurbaşkanı seçilince kabineyi kurmakta Celal Bayar‘a kalmıştı. Milli Eğitim Bakanlığına, Hasan Ali Yücel getirildi.

Hasan Ali Yücel, eğitimde devrim yapmış bir bakan olarak tarihe geçti. Çeviri bürosu kurarak 500’den fazla yabancı eseri Türk literatürüne kazandırdı. Eğer ‘ klasik kitapları ‘ okuyarsanız, klasik kitapların üzerinde ‘ Hasan Ali Yücel klasikleri ‘ yazısının yazdığını görmüşsünüzdür. Sebebi budur.

Hasan Ali Yücel

Yaptığı en büyük proje ise ‘ köy enstitüleri ‘ oldu. 21 yere okul inşaa ettirilecekti. Öğretmenler okuma yazma dışında modern tarım tekniklerini ve sanatsal faaliyetleri de öğretecekti. Kelimenin tam manası ile ‘ aydın ‘ yetiştirilmek birinci hedefti. Eğitimi köylere taşımak olası bir göç dalgasını da engelleyecekti.

Köy enstitüleri ile ilgili yasa tasarısı meclise sunuldu ama beklenmedik bir şekilde bu yasaya ‘muhalif’ edenler oldu. Red oyu çıkmadı ama 38 kişi oy vermeye katılmadı; bu kişiler arasında DP‘yi kuracak olan Adnan Menderes ve Celal Bayar vardı.

Yasa tasarısı meclisten geçince zaten var olan 4 tane okula ek olarak 17 okul inşaa edilmeye başladı. Bunlardan en önemlisi ‘Hasanoğlan’ köy enstitüsüdür.

Yurdun dört bir yanından gelen yüzlerce öğrenci ellerinde kazma ile , geleceklerini belirleyecekleri okulları yapmak için çalıştılar. Ve 6 ay içinde 20 bina yapıldı bile.

O zamanın cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü köy enstitülerini ömrü boyunca destekleyeceğini ve yakından takip edeceğini söylemişti. Yıllar sonra ise bu söz unutulup gitti…

Enstitülerin işleyiş biçimi şu şekildeydi. Öğrenciler zembek havası ile güne başlar, kahvaltı eder ve ardından serbest okuma yapılırdı. İsteyen öğrencilere müzik öğretmenleri, müzik aletlerini çalmayı öğretirdi. Bağlama dersi için Aşık Veysel de gelirdi bazen.

Okuma saatinden sonra ise okuma ve yazma eğitimi veriliyordu. Derslere verilen ağırlık, iş öğrenmelere de veriliyordu. Çiftçilik mesleği, derslerden sonra toprak ekerek öğretiliyordu ama ‘ öğrenmek için iş yapmak ‘ birçok kişi tarafından tartışılan bir tabirdir.

Ektikleri toprak sayesinde sabah yemek yiyebiliyorlardı. Erkek öğrenciler demircilik tarzı meslekleri; kız öğrenciler ise el işi, yemek yapma gibi becerileri öğreniyordu.

Böylelikle köy çocukları tarım dışında da meslek öğrenip, zanaatkar hale getirilmeye çalışılıyordu. Okulların bulunduğu konum itibariyle ders müfredatları değişkenlik gösterebiliyordu. Bir okulda balıkçılık öğretilirken bir yerde arıcılık öğretiliyordu.

Ülke savaş yıllarından daha yeni çıkmış ve her ne kadar girmemiş olsa dahi ikinci dünya savaşının etkilerini görüyordu. Öğrencilerin karnı doymuyordu.

Köy enstitülerinde cumartesi günü eleştiri günüydü. Öğrenciler okullardaki eksiklikleri, yolunda gitmeyen şeyleri tartışır ve düzene sokardı. Eleştirilen bazen öğrenci bazense öğretmen olurdu.

Adalet kavramı ile yetiştirilmiş köy öğrencilerinin ziyaretine gelen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye özel yemek çıkartılması eleştiri yağmuruna tutuldu. Bu seferki eleştirilerin hedef tahtası: köy enstitü müdürüydü.

Müdür söz alarak özel yemeğin sebebinin cumhurbaşkanı olduğundan değil, İsmet İnönü‘nün şeker hastası olduğundan dolayı çıkarıldığını söyledi. Saygı ortamının farkında mısınız?

Köy Enstitülerine giriş yaptık ve ikinci yazımızda devam edeceğiz. Politikaların kurbanı olan, birtakım yardımlar için aydın gelecekleri karanlığa gömen tarihten bahsedeceğiz. O zamana kadar hoşçakalın.

Demirkırat-1, yazılarımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 Demirkırat-2, yazılarımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 Demirkırat-3 yazılarımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Demirkırat-4 , yazılarımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Demirkırat-5  yazılarımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Demirkırat-6  yazılarımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 Demirkırat-7 yazılarımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Demirkırat son yazımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Emeğimize destek için yazımıza yorum yapabilir ve yazımızı paylaşabilirsiniz.

Dilan Akbulut

SİTEDE HER ŞEY PAYLAŞILIR ÇÜNKÜ ÇOK ENTELLEKTÜELİZ