1930-1960 YAŞANAN TÜM OLAYLAR

DEMİRKIRAT-1 / DEMİRKIRAT-1

DEMOKRAT PARTİNİN DOĞUŞU

Bu yazımızda Türkiye’nin cumhuriyet anlayışına kavuşmak için emeklediği, büyüdüğü dönemleri anlatacağız. Hayatımızda kötü şeyler, aksamalar olduğu gibi bu devletlerin tarihlerinde de vardır; tek farkı devletlerin halkı yani milyonlarca insanı etkilemesidir. Tarihin tozlu sayfalarını aralarken birilerini eleştirmekten ziyade hayatımıza neler katabiliriz diye düşünmeliyiz. Tarih öğrenmekten ziyade eğitmek içindir bu yüzden okurken bahsettiğimiz kişilerin yerine kendimizi koyalım ve o dönem şartlarına göre değerlendirmemizi yapalım. Hazırsanız başlayalım.

Cumhuriyetin kuruluşundan 1946’ya kadar 3 kez çoklu partiye giriş denemesi oldu. Bunlardan ilki 1924 yılında kurulan Terakki Perver Partisiydi. Lakin 6 ay sonra kapandı ve bazı yöneticileri hapse bazıları da Atatürk’e suikastten idama gönderildi. 2.deneme de 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırka kurularak yapılmaya çalışıldı ama sadece 94 gün hayatta kaldı. Ve 1946 yılında kurulan Demokrat Parti ile tek iktidarla yönetilen günler tarihe karıştı.

Adnan Menderes ve Fethi Okyar

1930 yılında iki tane Ankara vardı. Birisi modern , hızla batılılaşan Ankara ; diğeri ise halkın açlık ile baş ettiği bir Ankara. Atatürk acilen çoklu partiye gidilmesi gerektiğini söylüyordu. Fethi Okyar’ın yöneticiliği ile Serbest Fırka kuruldu. Fethi Okyar Aydın’a yönetici aramaya geldiğinde herkes Adnan Menderes’i önermişti. Eğitimliydi , topraktan anlıyordu , dil biliyordu. Eşi Berrin Hanım’ın hep korktuğu 30 yıl sürecek siyasi hayatının ilk adımını atmıştı bunun beraberinde ilk yenilgiyi de yaşamıştı. 3,5 ay sonra Gazi’nin onayıyla Serbest Fırka kapandı.

Gazete manşeti

3 Şubat 1931 yılında Atatürk’ün Adnan Menderes ile 4 saat konuşmasından sonra takip eden birkaç haftada adı milletvekilleri arasında duyuldu. O yıllarda Almanya’da Hitler, SSCB’de Stalin teker teker diktatörlüğünü ilan ediyordu. Bu korkunç bir savaşın habercisiydi. Diğer sarsıcı bir haber; 1938 yılında Gazi Mustafa Kemal hayatını kaybetmişti. Mustafa Kemal ile İsmet İnönü’nün arası iyi değildi bu yüzden başkanlığa Celal Bayar geçti. Celal Bayar Atatürk’ün her dönem yanında olmuştu ve iş bankasını kurmuştu. Celal Bayar ve İsmet İnönü birbirine tamamen zıt kutuplardı ve eğer ki biri öne çıkarsa diğeri hep geri planda kalırdı. Peki bu durum devam edecek miydi? Aslında bu durum muhalifliği doğurmuş ve yeni parti açma isteği uyandırmıştı. Cumhuriyeti, demokrasiyi tam manası ile bu durum vesilesi ile yaşadık.

11 Kasım 1938 yılında mecliste yapılan seçimde İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçildi. İlk olağanüstü kurulda İsmet İnönü kendisini ‘değişmez genel başkan’ ilan etti. Kaderin cilvesine bakın ki bu kararı okuyan Adnan Menderes birkaç yıla bu karara en sert muhalif olacaktı.

6 yıl sonra 2.dünya savaşı patlak verdi. Fakir olan halk daha da fakirleşti, karne dağıtılarak yemek alınıyordu ve kara borsacılar doluşmuştu. Tüm bu olanlara halk Milli Şef İsmet İnönü ‘yü suçluyordu. Bu durum artık muhalefet patisinin gerekli olduğunun ayak sesiydi. 8 Mayıs 1945 yılında savaş bitmişti ve SSCB ile yapılan bir anlaşma feshedilmişti. Bu durum Türkiye’yi Batı’ya daha da yakınlaştırdı ama bunun için demokrasinin sağlanması gerekti. Yani milli şefliğin tarihe karışması ve çoklu partiye geçişin olması gerekiyordu. Dörtlü Takrir diye bilinen Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Celal Bayar ve Refik Koraltan muhalefet partisi için gece gündüz çalışıyorlardı.

Dörtlü takrir

Ve bu muhalif olayı CHP’nin içersinde duyulmaya başlandı. 21 Eylül 1945 günü en sert şekilde muhalif yapan Fuat köprülü ve Adnan Menderes partiden ihraç edildi. Bu Celal Bayar’a bir gözdağıydı ve Celal Bayar’da istifa etti. İsmet İnönü’nün istediği muhalefet partisine deneyimli, devlet adamlığı yapmış ve kendisinin de tanıdığı Celal Bayar’ın gelmesi olası isyanları önleyecekti. Bu güven ortamında Celal Bayar’ın yeni parti kurma isteğini kabul etti ve 1946 yılında Demokrat Parti kuruldu. 23 yıllık tek partili yıllar tarihe gömülecekti ve halk sandıklara gittiğinde artık iki seçeneği olacaktı.

DP’nin kuruluşu

Demokrat kelimesi halka o kadar yabancıydı ki laf aralarında “Demirkırat Partisi” diye anılır oldu. Diğer yazılarımızda Türkiye’nin demokrasi mücadelesini anlatmaya devam edeceğiz. Okuduğunuz için teşekkürler 🙂

Bir sonraki yazıyı okumak için buraya tıklayın.

Emeğimize destek için yazımıza yorum yapabilir ve yazımızı paylaşabilirsiniz.

Kaynakça: Mehmet Ali Birand belgeselleri ve arşivleri

DEMİRKIRAT-2 / DEMİRKIRAT-2

TEK PARTİLİ DÖNEM TARİHE KARIŞIYOR

Demirkırat dosyasının ikinci yazısını birazdan okuyacaksınız. Ama bunun da öncesinde biraz sohbet edelim. Tarihte kaderin bir rolü var mıdır sizce? Biraz perspektifimizi açtığımızda görüyoruz ki CHP’nin iktidarlığını sürdürdüğü zamanlar hala 1.Dünya Savaşının etkileri, yoksulluğu var; netice itibari ile insanlar varını yoğunu koyunca ortada bir şey kalmamıştı.Ve ardından her ne kadar savaşa girmemiş olsak dahi 2.Dünya Savaşının etkileri bize ekonomik açıdan yansıdı ve bu olay yaralı halkı tekrar yaraladı. Ve günah keçisi olarak da iktidarı yani CHP’yi yani İsmet İnönü’yü seçtiler ki burada bir problem yok çünkü halktan sorumlu merkez devlettir. Halkın gözünde İsmet İnönü felaketin habercisi gibiydi bu yüzden DP’yi kendileri için bir çıkış yolu olarak görüyorlardı. Burada da bir problem yok. Peki bu durum tam tersi olsaydı ne olurdu? Yani CHP’nin iktidarlığını yönettiği zamanda DP olsaydı o zaman da halk Adnan Menderes’i suçlamaz mıydı? Belki evet belki hayır. Zaten önemli olan cevap değil burada bahsetmek istediğim bazen şans bazen kader olayların gidişatını beklenmedik bir şekilde değiştirebilir ve bize çok farklı olasılıklar sunar. Tarih dediğimiz olay da onlarca olasılık arasından yaşanmış tek bir olasılığı anlatmaktır. Bu sebebe istinaden olaylara bakış açım şu şekilde değişti: “Bu neden böyle yaptı ki” değil “Bunu önleyecek ne yapılabilirdi?” . Evet biliyorum biraz uzun oldu ama amacım sadece bilgi veren bir içerik üreticisi konumunda olmak değil; bakış açılarımızı genişletebilecek bir perspektif de sunmak istiyorum ve bu özelliği siz de bana kazandıracaksınız. O zaman Demirkırat Dosyası-2 ‘ye başlayalım.

Adnan menderesi, DP partisini anlatmak için bir kare.
Adnan Menderes

Demokrasinin saati 7 Ocak 1946 pazartesi günü çalışmaya başladı, sabaha tek parti ile giren Türkiye halkı akşama çok partili ile çıkmıştı.Halk demokrasiye susamış bir şekilde Sümer sokaktaki DP merkezine akın ediyordu.

DP’nin amaçlarından bazıları ekonomide libarelleşme ve siyasette demokratik ortamın yaratılması. DP milletvekilleri ülkenin refah seviyesini arttırmak için çalışıyorlardı ama en çok kendi partileri refaha muhtaçtı keza Sümer sokaktaki DP merkezi çok sadeydi, dar bir alana sahipti. Tahmin edilenden daha çok kişi yani yüzbinler DP’ye akın edince partinin kendine güveni yerine geldi ve aldığı desteklerle idare ettiler.

Şimdi CHP’ye bakalım. 8 yıl sonra İsmet İnönü Olağan üstü kurultayı topladı ve burada iki önemli haber verdi. İlk haber bundan sekiz yıl önce kendisine atfettiği ‘değişmez genel başkan’ unvanının seçimle artık değişebileceğiydi. İkincisi ise ilk çoklu partili seçimlerinin yapılacağı haberiydi ama bu seçim olması gerektiğinden daha erken bir tarihte yapılacaktı. Bu haber daha yeni emeklemeye başlamış DP partisi için intihar demekti ki zaten İnönü’nün amacı da buydu.

İnönü’nün yeni parti isteği

Celal Bayar her ne kadar bu emrivaki seçimi kendi kitlesi aracılığıyla protesto ettiyse de bu sert muhalif tutumu Çankaya Köşk’ünde hoş karşılanmadı. Acaba yine başarısız çoklu parti girişimi mi olacaktı? Bu tehlikeyi anlayan Celal Bayar muhalefetin dozunu kaçıran partideki kişileri uyardı ve seçimlere katılacağını duyurdu.

Coşkulu miting havaları içerisinde her parti kendi seçim vaatlerini halka anlatıyordu. DP seçim kampanyalarına 23 yıllık hüküm süren CHP iktidarından bıkmış yüzbinler katılıyordu.

21 Temmuz 1946 genel seçimlerinde halk büyük coşku ile sandıklara gitti çünkü ilk defa CHP’den başka seçenekleri de vardı. Eski seçimlerde yapılan bir usüle göre açık oy, gizli sayım yapılırdı. Sandık başına giden halka şu soru yöneltilirdi :” Teyyare hırsızı Bayar’a mı yoksa Milli Mücadele kahramanı İsmet İnönü’ye mi oy vereceksin?”. Beklenen cevabın aksini büyük bir cesaretle cevap verenleri ise jandarmalar götürüyordu.

Çok da demokratik olmayan bu ortamda halk oyunu verdi ve geriye kalan tek şey sandıkların sayılmasıydı. Seçim sonuçları açıklandığında ilk vakitler DP merkezinde olumlu bir hava vardı lakin bu ilerleyen saatlerde yerini hayal kırıklığına bıraktı. Birden seçimin kaderi dönmüştü ve CHP kazanıyordu.

Sonradan öğrenilenlere göre birçok sandık kaçırılmıştı ve gizli sayım yaparken de hileli sayımlar yapılmıştı.

Tüm bu yaşanan tatsızlıklara rağmen ilk kez sandığa iki seçeneği olarak katılan halk bu durumdan muzdarip olmuşa benzemiyordu. Artık mecliste de CHP milletvekilleri dışında DP milletvekilleri de vardı. DP’nin genel başkanı Celal Bayar’ın istediği bazı şeyler vardı bunlardan biri cumhurbaşkanın partiden ayrılması gerektiğiydi.

Bu duruma karşılık İsmet İnönü uzlaşıya yanaşarak her iki partinin liderlerini bir araya getirerek diyalog kurmaya çalıştı. Bu arada CHP’nin genel başkanı Recep Peker’di ve yaptığı sert muhalif neticesiyle oy çokluğuyla partiden ihraç edilme kararı verildi.

Aynı şekilde Celal Bayar’da partinin içinde muhalefeti aşırıya kaçanları ihraç etti; ihraç edilenler Mareşel Fevzi Çakmak liderliğinde yeni bir parti açtı.

DP’nin iktidarda kalacağı 10 yıllık sürece yani 1950’li yıllara her iki parti de içindeki parazitleri yok ederek adım adım yaklaşıyordu. Bazen bahar bazen kış havasında yolculuğumuz Demirkırat Dosyası-3 de devam edecek. Okuduğunuz için teşekkürler ve şimdilik hoşça kalın.

Bir önce ki yazıyı okumak için buraya tıklayın.

Bir sonra ki yazıyı okumak için buraya tıklayın.

Emeğimize destek için yazımıza yorum yapabilir ve yazımızı paylaşabilirsiniz.

Kaynakça: Mehmet Ali Birand belgeselleri ve arşivleri

DEMİRKIRAT-3 / DEMİRKIRAT-3

İKTİDAR EL DEĞİŞTİRİYOR

Yazımıza hoşgeldiniz. Nasılsınız? Bazıları Adnan Menderesli dönemleri,12 Mart Muhtırasını falan siyaset olarak görüyor ve okunmaya dahi yeltenmiyor. Oysaki zaten cumhuriyet dediğimiz farklı görüşleri temsilen oluşturulan partilerin halk tarafından demokratik şartlar etrafında oylanarak bir partiye iktidar geriye kalan partilere muhalefet rolü vermesidir. Bizim burada anlatmak istediğimiz Cumhuriyetin tarihidir herhangi bir partinin propagandasını yapmak değil kaldı ki üzerinden 70 yıl geçmiş. Atatürk’ün bize hediye ettiği cumhuriyeti anlamak ve sahiplenmek için bunları bilmek gerektiğini düşünüyorum. O zaman hazırsanız tarihi serüvene kaldığımız yerden devam edelim.

1950 miting

Çeyrek asır sürmüş tek parti döneminden sonra halkı seçim heyecanı sarmıştı. Halk miting alanlarına akın akın doluşuyor, partilerin genel başkanlarının seçim vaatlerini dinliyorlardı. Her yeri bayram havası sarmıştı, uzun bir zamandan sonra ilk defa herkes bu kadar coşku doluydu.

Bu hava içerisinde iki cenaze haberi geldi. CHP’nin eski genel başkanı Recep Peker partiden sessiz sedasız ayrıldığı gibi dünyadan da sessiz sedasız elini eteğini çekmişti. İkinci cenaze ise Kurtuluş Mücadelesinin kahramanlarından biri olan Fevzi Çakmak Paşa’ya aitti lakin hak ettiği cenaze gösterisi olmadı hatta radyolarda neşeli şarkılar verilmeye devam edildi. Buna tepki gösteren halk bunu gövde gösterisine dönüştürdü. Böylelikle halkın, kamuoyun tepkisini CHP ve DP çok iyi gözlemledi.

14 Mayıs 1950 seçimlere katılma oranı %89’du yani toplam da 8 milyon seçmen katıldı . İlk defa halk gizli bir şekilde oylarını özgürce verecekti. Herkes sonuçlardan habersiz mutlu şekilde oylarını veriyordu keza CHP mitinglerine katılım oranlarına göre kazancağından emindi.

Sonuçlar açıklandığında İsmet İnönü’nün Çankaya Köşk’ü derin bir sessizliğe gömüldü. DP merkezinde ise coşku ve zafer sarhoşluğu vardı. Sonuçlar DP: %53 , CHP: %39 olup DP 408 milletvekili CHP ise 69 milletveki çıkarmıştı. DP ezici bir üstünlük ile seçimleri kazanmıştı. Tek partili dönemin bittiği gibi şimdi de Atatürk’ün kurduğu CHP’nin 27 yıllık iktidarı bitmişti.

Seçim Sonuçları

CHP’nin yayın organı Ulus gazetesiydi ve iktidar değiştirmeye alışık değillerdi o gün attığı başlık: “CHP iktidarı devrediyor” oldu. Ulus gazetesi aracılığıyla askeri kışla İsmet İnönü’ye seçimlere kömünistlerin hile karıştırdığını söyleyip seçimleri iptal etmeyi teklif etti. İsmet İnönü bu teklifi, halkın iradesine karşı çıkacağından ve demokratik ortamı yok edeceğinden reddetti. Ve böylelikle darbe gerçeğiyle DP iktidarı ilk günden tanıştı. İktidar konumundan muhalefet konumuna gelen İsmet Paşa eşi, kızı ile beraber Çankaya Köşk’ünden toplanmak için hazırlandı.

Gazete manşetleri

Şimdi ise sıra DP için genel başkan ve cumhurbaşkanı seçmedeydi. DP partisini 1950 yıllarına kadar getiren kişi Celal Bayar’dı bü yüzden cumhurbaşkanlığını en çok o hak ediyordu. Peki genel başkan kim olacaktı, yeni büyüyen bu iktidar çocuğuna kim başkanlık yapacaktı? Adnan Menderes cumhurbaşkanlığına gidip genel başkan olarak Fuat Köprülü’yü takdim etti ki Celal Bayar başkan olarak kendisini seçtiğini söyledi. CHP sıralarında en arkada oturmuş utangaç yapılı Adnan Menderes şimdi ise iktidar partisinin genel başkanlığını üstlenecekti.

22 Mayıs 1955 günü Adnan Menderes sönük bir hükümet kurdu ardından hak edene hak ettiği yeri vererek hükümeti değiştirdi. İsmet İnönü Pembe Köşk’üne çekilmişti. Demirkırat Dosyası-1 de yazdığımız gibi Celal Bayar ve İsmet İnönü ikilisinden biri öne çıksa diğeri geri planda kalırdı ki öyle de oldu geri kalma sırası İsmet Paşadaydı.

3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü gibi asker değildi; sivildi. Celal Bayar Milli Şef dönemine ait ne varsa hepsini kaldırmaya başladı. İsmet Paşa’nın kullandığı arabanın aksine makam arabası kullandı . Makam aracını takip eden arkasında ki motosikletleri kaldırdı.

Celal Bayar

Her şey güzel gidiyordu lakin daha iktidarın birinci ayı bitmemişken Genelkurmay Başkanının darbe girişimine hazırlandığı söylentileri duyuldu. DP iktidarı darbe kelimesini daha ilk ayında iki kez duymuştu. Bunun üzerine Adnan Menderes derhal Genelkurmay Başkanını görevden aldı.

Daha anlatacak çok şeyimiz var ama bu yazımızda bu kadar kafi olacaktır. Demirkırat Dosyasını heyecanla yazmaya devam edeceğiz. Şimdilik hoşça kalın.

Bir sonra ki yazıyı okumak için buraya tıklayın.

Demirkırat Dosyası-1’e ve Demirkırat Dosyası-2’ye tıklayarak ulaşabilirsiniz. Ayrıca yorum yaparak emeğimize destek verebilirsiniz.

Emeğimize destek için yazımıza yorum yapabilir ve yazımızı paylaşabilirsiniz.

Kaynakça: Mehmet Ali Birand belgeselleri ve arşivleri

 Yakın tarih kategorisine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

DEMİRKIRAT-4 / DEMİRKIRAT-4

DP’NİN EN GÜZEL YILLARI

Demokrat Parti’yi destekleyen arasında köylüler, aydın yazarlar, gazeteciler ve askerler vardı. Birbirinden farklı bu kesimleri DP’nin iktidar olmasında birleştiren temel neden CHP’nin iktidarlığında yönetilen tek partili yıllardan bıkılmış olmasıdır.

Adnan Menderes’in verdiği bir karar DP’nin dönüm noktalarından biri oldu.1932 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün çıkardığı bir yasaya göre ezanın Türkçeden başka bir dilde okunması yasaktı. Çoğunluğu dindar kesim olan halk bu durumdan muzdaripti. DP’nin her mitingin de dile getirilen şikayetlerin başında geliyordu.

Celal Bayar seçim dönemlerinde buna ne hayır der ne evet derdi çünkü vereceği iki cevaptan birinde karşı kesimi karşısına alacaktı. Evet dese Atatürk ilke inkılaplarına sahip çıkan askerler ve aydınlar tarafından kınanacaktı. Hayır dese kendisini iktidara yükseltecek olan kesimi kıracaktı.

Adnan Menderes iktidara geldiğinde icabına bakacağını söylerdi ki bu sözünü yerine getirdi ve ezanın arapçalaşma yasasını öne sürdü. Bazı CHP milletvekilleri de bunu istiyordu.

Yasa meclisten çıkmasına rağmen Celal Bayar bir türlü onay vermiyordu. Bu duruma sitem eden Adnan Menderes istifa mektubunu verip Mersin’e gitti.

Celal Bayar bu durum karşısında şok olup hemen yasayı onaylattıktan sonra Mersin’e gitti ve Adnan Menderes ile tırmanan gerginliği yatıştırdı.

Bu durum 1960 darbesine önayak olan ilk nedenlerden birisidir çünkü değişen yasa Atatürk’ün koyduğu yasaydı. Bu olay aydınlar tarafından da hoş karşılanmadı ve bir ayrılık adeta kopuş başladı.

Burada çıkarılması gereken bir sonuç daha var: Adnan Menderes ve Celal Bayar atışmasında üstünlüğünü kanıtlayan Adnan Menderes oldu ve onun isteği oldu. Celal Bayar, Adnan Menderes’i hep alttan alacak ve karşı olduğu bazı konuları uzlaşı ile halletmek yerine direk olarak kabul edecekti.

Gelgelelim CHP’ye. 8. kurultayı bir edebiyat binasında toplayan İnönü ve partisi hiç iç açıcı bir durumda değildi. CHP’de çatırdamalar var olup bazı milletvekilleri partinin öldüğünü, kapatılması gerektiğini söylüyordu. Bu hengame arasında partinin genel başkanı yeniden İsmet Paşa seçildi. Genel sekreter olarak da Kasım Gülek seçildi ve bu CHP’nin verdiği en doğru kararlardan birisiydi. Kasım Gülek, partinin neden bu kadar oy kaybettiğinin araştırılması ve ona göre bir siyasi yol çizilmesi gerektiğini savunuyordu. Aslında herkesin bildiği bir nedeni vardı o da Cumhuriyet Halk Partisinin halkın partisi olamayışıydı.

25 Haziran 1950 yılında Kore savaşı patlak vermişti. Kuzey Kore birlikleri Güney Kore ile savaşıyordu. Amerika, Avrupa ardı ardına Güney Kore’ye destek veriyordu. Türkiye ise hangi safta olacağını daha kestirememişti. 2.Dünya savaşına katılmadığı için SSCB ile ilişkileri durmuş, Batı ile de tam olarak bütünleşememişti. Amerika Türkiye’yi keşfetti ve Trumin Doktrini ile 100 milyon dolarlık askeri yardım geldi. Aynı şekilde marshal planı ile de yapılan yardımlar ile Türkiye ekonomi açığını kapatacaktı. Marshal planı çerçevesi altında satılan süt tozları birçok insanın hayatını mahvetmiştir.(Trumin Doktrini ve Marshal planına dair yazılar en yakın zamanda gelecek).

Türkiye’nin asıl amacı olan Nato’ya girmek Güney Kore vesilesi ile mümkün oldu. Türk askeri Güney Kore’ye asker yollamıştı , başarılı olmuştu ve bu durum da Türkiye’yi kahraman olarak gösteriyordu.

Marshal yardımı sayesinde toprak ekildi ve Buğday yetiştirildi. Toprağa can veren 1953 senesi Türkiye’nin buğday üretmede dünya dördüncüsü olmasına gebe oldu. Türkiye aldığı bu yardımlar sayesinde adeta birkaç yılda şahlanmıştı. Elektriğin olmaması büyük sorundu bu yüzden Seyhan üzerine baraj çalışmaları yapıldı. Bu hıza kendisini kaptıran Türkiye “Daha da çok yardım almalıyız” dedi ve Amerika’nın kapısını tekrardan çaldı. O zamanlar Amerika’da 10 milyar dolar rezervi var ve Türkiye bunun çok küçük bir kısmını sadece 40 milyon doları istedi. Marshal yardımını esirgemeyen ve bizi müttefiği gibi gören, gösteren Amerika acaba neden bu yardımı red etti? Araya Amerika’nın başbakanı Truman girdi ve 40 milyon kredi isteğini 25 milyona indirerek para yardımında bulundu.

DP partisinin keyfi yerindeydi. Ekonomik kalkınmalar yapmışlardı ve halkın güvenini iyiden iyiye kazanmışlardı. CHP ve DP arasındaki gerilim büyüyordu; Milli Parti’yi yobazlıkla suçlayıp partiyi kapattıran Adnan Menderes şimdi de CHP’nin tüm mal varlığına el koymak istiyordu. Atatürk’ün CHP’yi ilk kez topladığı CHP genel merkezinden, Ulus gazetesine kadar her şeyi. DP nasıl yokluktan gelmişse bugünlere CHP’de sıfırdan başlamalıydı. Adnan Menderes, CHP’nin gayrıresmi olmayan yollardan elde edilen tüm mal varlığını hazineye devretmesini istiyordu. Celal Bayar buna karşı çıkmak istemişti ama olayın ezan olayına dönmesini istemiyordu.

DP, tüm bu yapılan ekonomik kalkınmaları 1954 seçimlerinde yapılacak her şeyin teminatı olarak gösterdi. Halk bunun karşılığını tarihe geçen bir oy oranıyla verdi. DP %56 oy almıştı ve Türkiye tarihinde bu oy oranını geçebilen daha olmadı. Ama unutmayalım ki tarihte en parlak devirler çöküşün başıdır, sonun başlangıcıdır. CHP sadece 31 milletvekili çıkardı.

Ve bu öyle çöküş olacaktı ki eski günleri mum gibi arayacaktık ama her ne olursa olsun demokrasiyi yaşatacaktık. Tarihi serüvenimize diğer yazımızda devam edeceğiz.

Bir önceki yazıyı okumak için buraya tıklayın.

Bir sonra ki yazıyı okumak için buraya tıklayın.

Emeğimize destek için yazımıza yorum yapabilir ve yazımızı paylaşabilirsiniz.

Kaynakça: Mehmet Ali Birand belgeselleri ve arşivleri

DEMİRKIRAT-5 / DEMİRKIRAT-5

ŞİŞEN BALON PATLIYOR

Seçimlerden sonra kredi desteği için Adnan Menderes, Amerika’ya gitti. Hoş ve sıcak karşılandı. Adnan Menderes SSCB’ye zehir zemberek sözler kustu ve Amerika’yı desteklediğine dair onlarca güzel konuşma yaptı.

Konu sadede gelince 300 milyon kredi desteği isteyen Adnan Menderes, Amerika hükümeti tarafından hoş karşılanmadı. Birtakım bahaneler öne sürülerek 300 milyon kredi desteği yerine 30 milyon hibe desteği verildi. Hibenin anlamı karşılıksızdır, veren taraf geri alamaz. Örneklersek bir ebeveynin, çocuğun TOGG isteğine karşı tofaş hediye etmesi. Olsun ikisi de Türk malı.

İstediğini alamamanın kızgınlığıyla ülkeye geri dönen Adnan Menderes işe kendisine oy vermeyen illeri cezalandırmak ile başladı. Çıkardığı bir dizi yasa ile de özgürlükleri kısıtladı.Bunları eleştiren gazeteciler ise birer birer hapishaneyi boyluyordu.Mecliste ‘1946’ seçimleri (buraya tıklayın :demirkırat -1) gündeme getirilip Adnan Menderes, İsmet İnönü’ye yaptıklarının bedelini ödeyeceğini söyledi Güç Adnan Menderes’in karanlık,sert yanını göstermişti. Acaba güç , diktatörleri mi yaratıyor ?

İsmet Paşanın önceden sezdiği gibi askeri kışlalarda kıpırdanmalar oluyordu. Zaten ilk kıpırdanmalar ezanın türkçeleşmesi ile başlamıştı (buraya tıklayın: demirkırat-4) İkincisi ise İsmet İnönü, asker için CHP genel başkanı değil ; adeta ordu komutanı gibiydi. Haliyle Adnan Menderes’in İsmet İnönü’ye bu şekilde sert çıkması da huzursuzlanmalara sebep oluyordu.

Marshall planıyla Türk askerlerine yabancı askerler eğitim veriyordu. Sanki Türk askeri hiçbir savaş tekniğini bilmiyor gibi en küçük birliklere bile yabancı askerleri vermişlerdi. Davranışları da Türk askerine karşı oldukça küstahçaydı.

Tüm bunlar askeri darbeyi kaçınılmaz kılıyordu. Diyeceksiniz ki hükümet bunu fark etmedi mi? Ettiyse de neden önlem almadı?

En az 100 kişinin darbe hazırlığında olduğunu biliyorsunuz ve bunların rütbeleri de öyle yabana atılacak cinsten değil. Hükümet en fazla kaç kişiyi görevden alabilir:1, 2, 3… belki 10 belki 20. Alınabilecek tek önlem askerle iyi geçinmekti ki bu sebeple 4 kez milli savunma bakanı değiştirildi. Adnan Menderes askerlerle zıtlaşmak istemiyordu.

İstanbul ve Ankaradaki askeri kışlalarda ihtilal hazırlığı vardı. Yarbay Faruk Güventürk liderliğiyle ihtilal halkası dalga dalga büyüyor ve 27 mayıs 1960 darbesinde kıyıya vuracağı o güne hızla ilerliyordu.

Metin Toker

Ünlü bir gazeteci olan Metin Toker , İsmet İnönü’nün kızı ile evlenmişti. İsmet Paşanın damadı olan bu genç Akis adlı bir gazeteye demeçler veriyordu. Yazdığı kedi ve fareler adlı yazısını mecliste gündeme getiren Adnan Menderes çok sert çıkıştı ve şu cümleleri sarfetti:

Ben hükümetime sıçan deliği dedirtmem. Bunu yapan çok yüce şahsın damadı da olsa kulağından tutarlar, sıçan deliğine tıkarlar.

DP kendi içinde de çatırdamaya başlıyordu, 19 milletvekili partiden istifa edip Hürriyet Partisini kurdular. Türkiye 1954 senesi buğday üretme rekoru kırmışken 1955 senesi ise buğdayı Amerikadan ithal ediyordu. Kara borsacılar artmış, peyniri koyacak teneke bile bulunamaz olmuştu. Domino taşları gibi adeta görünmez bir el ilk taşı devirmiş ve korkunç olaylar birbiri ardınca sıralanmıştı.

Bunlar yetmezmiş gibi 6-7 Eylül insanlar çıldırmışçasına Beyoğlu’nda yaşayan Rum azınlığının bulunduğu sokakları yağmaladılar. Olaylar, Türk basınında çıkan  Mustafa Kemal Atatürk’ün  Selanik’te  doğduğu evin  bombalandığını iddia eden yalan haberlerle cereyan etti.

Beyoğlu’nun yağmalanması

Toplanan meclis gruplarında birbiri ardınca şikayetler sıralanıyordu; yokluktan ve yolsuzluktan bahsediliyordu. Geçen sene Amerika desteğiyle şaha kalkan ekonomi şimdi sönmeye başlıyordu. Ardından birbiri ardınca kelle niyetine bakanlar istifasını verdi: Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu.. Bu kelleler sayesinde Adnan Menderes kendi kellesini kurtardı.

Güzel günler DP için ve doğal olarak halk için geride kalmıştı. Yayın özgürlüğünün kısıtlanması, eleştiri içeren konuşmaların yapılmaması ; yapanların ise hapishaneye atılması ve daha nice olay. . Demirkırat 6’da buluşana dek hoşça kalın.

Bir sonraki yazıyı okumak için buraya tıklayın.

Bir önceki yazıyı okumak için buraya tıklayın.

Emeğimize destek için yazımıza yorum yapabilir ve yazımızı paylaşabilirsiniz.

Kaynakça: Mehmet Ali Birand belgeselleri ve arşivleri

DEMİRKIRAT-6 / DEMİRKIRAT-6

YOLLAR AYRILIYOR..

Demirkırat-1Demirkırat-2Demirkırat-3Demirkırat-4 ve Demirkırat-5 yazılarımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

1957 seçimleri siyasi tarihte görülen en çetin seçim dönemidir. Adnan Menderes için hayatta kalma, İsmet İnönü için ise varolma mücadelesi.

Yukarıdaki gazetede dikkatinizi bir yere çekmek istiyorum. Gazete de İnönü’nün seçim sonuçlarına itiraz ettiği yazıyor. Seçim sonuçlarının belirli bir saatten önce açıklanması yasaktır. Daha halkın oy verme olayı bitmemişken saat 2’de radyo DP’nin kazandığı yerleri söylüyor. Bu sebebe istinaden itiraz süreçleri oluyor.

Sonuçlar açıklandı. DP: %48 CHP:%41. Bu DP için tam bir yıkımdı. Bu düşüşün sebebini çok uzaklarda aramak yanlış olacaktır. Enflasyon artmış, döviz rezervleri erimiş ve kredi borçları her geçen gün artmıştı.Seçimlerden sonra devalüasyon kararı alan Menderes doları 3 katına çıkarttı. Bu askeri de yine kıpırdanmalara neden oldu, halka da yük bindirdi.

Devalüasyon; hükümet tarafından bir ülkenin para biriminin dolara karşı değer kaybettirilmesidir.

Bu durum içerisinde yaşanan bir olay her şeyin unutulmasını sağladı. 1959 yılında başbakanın uçağı Londra’ya giderken düşmüş şans eseri hafif yaralı olarak kurtulmuştu. Ülkeye geri döndüğünde Menderes tren garında olağanüstü bir kalabalıkla karşılaştı buna muhalefet partisinin lideri İnönü’de dahildi.

Birand’ın dediği gibi bazen küçük hareketler bile akla gelemeyecek kadar büyük uzlaşmalara gebe olabilir. Eğer ki Adnan Menderes kendisini ziyaret ettiğinden ötürü İnönü’nün yanına gitseydi, uçak kazasının da etkisiyle etkili bir uzlaşmaya varılabilirdi. Ama olmadı. Menderes gitmedi. Menderes ve İnönü o tren karşılaşmasından sonra hiçbir zaman el sıkışmadılar.

1959 baharı, diğer yıllarda yaşanan siyasi bahar havasını getiremedi; aksine İsmet Paşa çizmelerini giyip 46 milletvekili ile illere gitti. İlk durak Uşak olarak seçildi bu da ilk siyasi kanı beraberinde getirdi. İnönü’ye karşı muhalefet gösteren bir grup topluluk içerisinden atılan bir taş İnönü’nün başına çarpıp kanadı. Bu sert hava İstanbulda da takip etti.

Kayseri’de büyük bir askeri önlem vardı ve ordu İsmet İnönü’ye siyasi bir kişilik olarak değil de itaat edilmesi gereken orgenaral gözüyle bakıyordu. Yani ordu safhasını belli ediyordu.

Gerek DP’nin içinden milletvekiller olsun gerekse de DP’yi destekleyen halk olsun herkes bir soruda düşünmeye başlamıştı: “Acaba İsmet İnönü ordu ile bir ihtilal hazırlığı içinde miydi? “.

İsmet İnönü, eğer DP’den yana vaziyet alırsa olayların büyümesinden ve kan dökülmesinden korkuyordu. Ve Metin Toker’in anlattığına göre İnönü, olası bir ihtilalden tüm devlet erkanları gibi haberdardı lakin doğrudan doğruya hiçbir ihtilalciyle konuşmamış ve destek vermemiştir.

İhtilalci; darbe yapan topluluk içerisinde bulunan her ferde verilen isimdir.

Cuntacı; ihtilalci ile paralel anlam göstermektedir.

İhtilalciler yavaş yavaş hazırlığa başlamışlardı ama daha liderleri yoktu. Bir keresinde liderliği milli savunma bakanına yöneltmişlerdi fakat red cevabı almışlardı. İkinci olarak Cemal Gürsel’e teklif ettiler . Cemal Gürsel teklifi kabul etmediği gibi red de etmedi.

Cemal Gürsel

İhtilalciler belli başlı yerleri ele geçirmişti. En can alıcı yer Muhafız alay komutasında görevli olan Osman Köksal’a aitti. Celal Bayar’ı etkisiz hale getirecek ve köşkü ele geçirecekti.

Bazı DP milletvekilleri mecliste bir önerge sunup; erken seçime gidildiği takdirde bir şeylerin değişebileceğini dile getirdiler. Belki demokrasi, askeri müdaheleye gerek kalmadan; demokrasinin anlamı olan sandıklar da düzeltilebilecekti ama bu mecliste çıkan kargaşanın içerisinde sonsuza dek bir hayal olarak kaldı.

Tren raydan çıkmış, uçuruma doğru sürükleniyordu. Atılan ya da atılmayan her adım bu ivmeye hız katıyordu. Geliyorum diyen darbeyi önleyebilecek fırsatlar defalarca DP hükümetinin karşısına çıktı. Ne mi oldu? DP adeta kör olmuşçasına diyalogla uzlaşmak yerine, baskı ile muhalefeti susturmaya çalıştı.

18 Nisan 1960 yılında DP’nin içerisinden 15 milletvekili seçildi. Basını ve CHP’de olup gerçekleşen tüm olayları kontrol edeceklerdi. Basın asla muhalif cümlelere yer veremiyordu, siyasal gösteriler tamamen yasaklanmıştı.

CHP polis zoruyla meclisten çıkarılmıştı. Muhalefet partisinin parlementoya girmesi kesinlikle yasaktı. Bunun üzerinde üniversitelerde ayaklanmalar çıkacaktı.

28 Nisan 1960 yılında Bayezit’te sirayet eden bir olay yaşandı. Öğrenciler toplanmış tek bir ağızdan “Kahrolsun diktatörlük, özgürlük istiyoruz.” diye bağırıyorlardı. Olay çığırından çıktı ve polis müdahele etti. Müdahele etmeye askerler de gelmişti ki beklenmeyen bir durum oldu. Öğrenciler “Yaşasın Türk Askeri” diye bağırıp birer ikişer askerler ile kucaklaştılar.

28 Nisan 1960

Tarihe ‘Kara perşembe’ diye geçen bu olay ertesi gün Ankara’da sirayet etti. Tankın namlusu öğrencilere değil, iktidara çevrildi. Adnan Menderes diğer şehirlerin sükunet içinde olduğu algısına kapılarak bu olaylara ehemmiyet vermedi.

3 Mayıs 1960 günü Adnan Menderes, Kara Kuvvetleri komutanı Cemal Gürsel’den bir mektup aldı. Mektupta Gürsel, Celal Bayar’ın cumhurbaşkanlığından istifasını ve Adnan Menderes’in cumhurbaşkanlığına yükselmesini istiyordu. Bunun üzerine Menderes, Gürsel’e 3 aylık bir izin çıkarıp İzmir’e yolladı.

Tüm bu bunalımdan kurtulup kendisini kalabalığa atan Menderes’i İzmir ruhtımında 200.000 kişi karşıladı. İstifa etmeyi düşünmüşse de kalabılıkları görünce bundan vazgeçmişti. Ve bu kalabalıktan doğan karar onun sonunu getirecekti.

26 Mayıs 1960 gecesi Adnan Menderes’in kapısı aniden çalındı ve gelen kişinin ağzından şu cümleler döküldü:

Yarın darbe olacak, istifa edin.

Aslında 27 Mayıs 1960 darbesi yapılan tüm hareketlerde ‘geliyorum’ dedi. Bizler hep inanmak istediğimize inanırız. Olmasını istediğimiz şeylere o kadar inanırız ki olanı gözden kaçırırız. Durum tam olarak böyleydi. Adnan Menderes olana sırt çevirdi, görmezden geldi. Dışarıdan bir gözlemci olarak olayları fark etmek kolay. Kim bilir belki içerisinde bulununca her şey bulanıklaşıyordur. Diğer bir yazıya kadar hoşça kalın.

Bir önceki yazımı okumak için buraya tıklayın.

Emeğimize destek için yazımıza yorum yapabilir ve yazımızı paylaşabilirsiniz.

Kaynakça: Mehmet Ali Birand belgeselleri ve arşivleri

DEMİRKIRAT-7 / DEMİRKIRAT-7

27 MAYIS 1960 DARBESİ

Demirkırat-1Demirkırat-2Demirkırat-3Demirkırat-4 ,Demirkırat-5  ve Demirkırat-6 yazılarımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Şartlar tamam olunca milletler için ihtilal meşru bir haktır.

İsmet İnönü

27 Mayıs 1960 darbesinden kısa bir süre önce bu sözü söyleyen İsmet İnönü olası bir ihtilale işaret etmişti. Ama DP için hiçbir şey ihtilali meşru kılamazdı. Kaldı ki DP’nin gözünde ülke sakin ve akışında ilerliyordu, mitinglere binlerce insan akın ediyordu. Her şey güzeldi.

Ama muhalif çevrenin gözünde olay hiçte iç açıcı değildi. Basın, medya, üniversitelerin özgürlükleri kısıtlanmış; demokrasi olmadık bir yöne sapmıştı. Bunun için askeri bir müdahele olmalıydı.

Kimse demokrasinin nasıl bir yara alacağını tahmin edemedi. Bir şeyler yapılmalıydı ama sonrasında nelerin olabileceği, halkın nasıl etkileneceği hiçbir zaman düşünülmedi.

İhtilalin beyin kadrosu son hazırlıklarını yaptı ama elde ciddi hiçbir veri yoktu. Ve 27 Mayıs gecesi geldi, çattı…

İlk olarak İstanbulda ki birlikler harekete geçti ve bir direnişle karşılaşılmadı. Ankara da ise işler yolunda gitmedi, silahlar ateşlendi. Bu silah sesleri Ankara’yı derin uykusundan uyandırdı, uyananlardan biri Celal Bayar’dı.

Belli başlı yerler ele geçirilmişti ama önemli olan radyodan halka duyurmak ve kontrolü tam olarak ele almaktı. Radyolardan, halkın iradesi ile seçtiği iktidarın kontrolünün; askeriye geçtiği tekrar tekrar yayımlandı

.

27 Mayıs 1960 gazete manşeti

Bu arada Başbakan Adnan Menderes her şeyden habersiz Eskişehir’de uykudaydı. Planına göre erkenden Konya’ya gidecekti.

İhtilalcilerin alacağı son yer : Çankaya Köşkü idi ve bu onları en zorlayan oldu. Olası bir şey her şeyin kaderini değiştirebilirdi. Dışarıda dört tank Çankaya Köşk’üne çevrilmişti

Celal Bayar, hızla odasına çıktı ve masasının çekmecesinden silahını çıkarıp sol cebine koydu: gerekirse kendisine sıkacaktı. İhtilalciler yukarıya çıkıp Celal Bayar’a, artık milletin onu istemediğini ve hemen teslim olması gerektiğini söylediler. O arada eli sol cebinde olan Bayar silahı çıkarıp şakağına dayadı ki sıkamadan ihtilalciler müdahele etti.

Ankara, Çankaya Köşk’ü ile tamamen ele geçirilmişti. Şimdi tek birisi kalmıştı: Eskişehir’deki Adnan Menderes. Adnan Menderes ve maliye bakanı Hasan Polatkan, ihtilalcilerden biri olan Muhsin Batur komutasında bir uçakla yakalanıp Ankara’ya doğru yol aldılar.

Adnan Menderes’in tutuklanışı

Gün ağarmaya başladığında ihtilalciler milletvekillerin evinin önüne gelmişlerdi ve tutuklanmalar başladı.

Artık tam kadro tutuklanmıştı. Bir mayıs günü seçimle gelen iktidar bir mayıs günü silahla devrilmişti. Bazı yerlerde hüzün vardı, bazı yerlerde ise mutluluk. Sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen halk akın akın sokaklara çıkıyor ve tezahüratlar yapıyorlardı.

İhtilal amacına ulaşmış ve halkın desteğini almıştı. İlerleyen saatlerde ise kimsenin düşünmediği o soru gündeme gelmişti: Peki şimdi ne olacak?

Üniversitelerden Ankara’ya profesörler getirildi. Amaç, profesörler anayasayı hazırlayacak ve bir hükümet kurulacaktı. Ardından askerler de kışlaya çekileceklerdi.

Ama profesörlerin başkanı, askerin gitmemesi gerektiğini söyledi. Böylelikle hükümette önemli mevkileri kapmak için askerler “ihtilali ben yaptım ” demeye başladı.

Aslında ortalıkta büyük kargaşa vardı. Sürekli bir kurul toplanıyordu ve kargaşa bir kat daha artıyordu. Kurulan bu heyetin , komisyonun tek bir ortak yönü vardı: Hepsini yöneten Cemal Gürsel’di.

Bu süreç içerisinde biraz da CHP’ de neler dönüyor ona bakalım. İsmet İnönü evinin balkonuna çıktığında etraftaki muazzam kalabalığa inanamadı, adeta miting havası vardı. Ama İsmet İnönü huzursuzdu. Çünkü süngüyle iktidarı deviren askerin ne zaman gideceği belli değildi.

İnönü , ihtilal konusunda nötr davranıyordu ama bazı CHP milletvekilleri tam gaz ihtilali destekliyordu. Anlayacağınız herkeste ve her yerde bir belirsizlik, uyuşmazlık ve kargaşalık söz konusuydu.

Cemal Gürsel ertesi gün yaptığı konuşma da İsmet İnönü’nün ihtilale dahil olmadığını açıkladı. Gürsel, üç ay içinde seçimlere gidileceğinin sözünü İsmet Paşa’ya verdi.

İsmet İnönü ise, söz konusu ihtilalin amacının demokrasiyi yaşatmak olduğu için erken seçimlere bir ay içinde gidilmesi gerektiğini söyledi. Gürsel, bu kadar acele davranılmasına bir anlam veremedi. Acele edilme isteğinin sebebi, askerin hemen gitmeyeceği İnönü’nün gözünden kaçmamış olmasıydı.

Evet dile kolay yedi yazımızda demirkırat dosyasını inceledik. Son bir yazımız kaldı bu konu hakkında. Milletvekillerin sorgulamaları ve bir başbakanın idam edilişini anlatacağız. O zamana kadar hoşça kalın.

Bir önceki yazımı okumak için buraya tıklayın.

Emeğimize destek için yazımıza yorum yapabilir ve yazımızı paylaşabilirsiniz.

Kaynakça: Mehmet Ali Birand belgeselleri ve arşivleri

DEMİRKIRAT-8 / DEMİRKIRAT-8

ADNAN MENDERES VE İDAM

Demirkırat-1Demirkırat-2Demirkırat-3Demirkırat-4 ,Demirkırat-5  , Demirkırat-6 ve Demirkırat-7 yazılarımıza tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Merhaba. Nasılsınız? Eğer ki bu yazımıza kadar okumuşsanız Cumhuriyetin tarihi konusunda az çok bir fikir elde etmişsinizdir. Bu yazımız ile Demirkırat dosyasını kapatacağız. Demokrat Parti, Türkiye tarihinde pek çok ilklere imza atmış bir partidir. Bu ilkler arasında görece en kötüsü bir başbakanın idamıdır. Buraya kadar yazdığımız yazılarda sorulabilecek en önemli soruya geldik: ” Yapılan birçok hata oldu ama bu bir başbakanın idam ettirilmesini haklı çıkartır mı? ” O zaman hazırsanız son yazımızla bu ve bunun gibi sorulara yanıt bulmaya çalışalım.

Cemal Gürsel, darbeden kısa bir süre sonra DP milletvekillerinin yargılanmayacağını ve 3 ay ay içinde seçimlere gidileceğini söylemişti.

Demokratik davranmayan bir iktidara karşı yapılan ihtilal hareketinde yargılanacak birileri olmazsa, yargılanacaklar ihtilalciler olur. DP milletvekillerini yargılamamak onları masum göstereceğinden dolayı seçim rafa kaldırıldı ve DP milletvekilleri tekrar tutuklanarak Yassıada’ ya götürüldüler. Önce Adnan Menderes, sonra Celal Bayar ve diğerleri..

Adnan Menderes’in Yassıada’ya getirilişi

Yassıada’ da çoğu milletvekili odalara ikişerli, üçerli ; Celal Bayar ve Adnan Menderes ise tekli odalara yerleştirildi. Kendilerini gözetleyen erler dışında birileri ile görüşmeleri yasaklanmıştı.

Millli birlik komitesi ile getirilen birtakım yasalar yapılan ihtilali meşru gösteriyordu. Birkaç ay sonra emekli olmayı bekleyen Cemal Gürsel, oyunun kurallarının değişmesi ile kendini Celal Bayar’ın cumhurbaşkanı koltuğuna atadı.

Milli Birlik Komitesi

Milli birlik komitesinin oluşturduğu yasalardan biri olan Yüksek Adalet Divanı’nın kurulması Yassıada’daki tutukları yakından ilgilendiriyordu. Divan, eski hükümeti yargılayacaktı .

Mahkeme

Adnan Menderes ve Celal Bayar uzun uzun sorguya alınıyor, dosyaları şiştikçe şişiyordu. Adada tutuklulara gösterilen muamele, DP hükümetinin desteklemeyenler içinde hiç hoş değildi.

Bu hoş olmayan duruma en büyük örnek ise 14 Eylül 1960 günü yaşandı. Yassıada’da tutuklulara karşı iyi davranılmadığı hakkında söylentiler çıkmıştı. Bu yüzden askeri yönetim, sinemada gösterilmek üzere bir film çekmeye karar verdi. Filmin adı ‘ Düşükler Yassıada’da ‘

Askeri mecliste çıkan karara göre demokrat partinin kapatılması öngörüldü. 15 yıldır siyasi hayatta olan bir parti10 yıldır iktidarda olan bir parti on, on beş dakika içerisinde tarihe gömülmüştü. Öyle ki gazeteler bile bu haberi, haberden saymadı.

Demokrat parti milletvekillerinin yargılanma süreci 5 aylık sorgulanmalardan sonra 1960 yılı bir ekim ayında başladı. Bir siyasi parti, bir eski hükümet yaklaşık 600 milletvekili 19 ayrı dosyadan yargılanacaktı.

Celal Bayar sorgu

Mahkeme salonları tıklım tıklımdı ve herkes sanıkların gelmesini bekliyordu. Önce kapıdan Celal Bayar göründü, ardından Adnan Menderes. Mahkeme salonunda yan yana oturmuş olmalarına rağmen birbirlerine karşı tek söz dahi etmediler. Ve mahkeme başladı..

Celal Bayar’a gelen ilk dava köpek davasıydı. Böyle görkemli bir mahkemede bu kadar basit bir davanın olması herkesi şaşırttı. Celal Bayar’da biraz rahatlamıştı; eğer ilk dava böyle basit ise diğerleri de böyle basit devam eder, düşüncesine kapıldı.

Adnan Menderes ise ‘bebek davası’ ile ilk davasına başladı. Ve bu dava Adnan Menderes’in aklanabildiği tek dava oldu.

Başkente göz atacak olursak eğer, askeri bölünmeler söz konusu olmaya başlamıştı. Bir grup ihtilalci Cemal Madanoğlu önderliğinde, seçimlere gidilip askerin kışlaya çekilmesi gerektiğini savunuyordu. Diğer bir grup ise Alparslan Türkeş önderliğinde, mecliste kalınması gerektiğini söylüyordu.

İhtilalcilerin birbiriyle çatışması hem zaman kaybıydı hem de halkın gözünde ihtilalin değerini yaralıyordu. Alınan kararla, Alparslan Türkeş istifa etti ve mecliste kalınması gerektiğini söyleyen grup susturulmuş oldu.

Hep ertelenen ve bir türlü tamamlanamayan anayasa sonunda hazırlandı ve Türkiye tarihindeki en özgürlükçü anayasa olan 1961 anayasası referanduma konuldu. İlerleyen yıllarda çok özgürlükçü diye yargılanacak bu anayasa %61 evet oyu ile yürürlüğe konuldu.

Diğer yazımızda Cemal Gürsel’in, Adnan Menderes’e verdiği bir mektuptan bahsetmiştik. O mektup Adnan Menderes için bir kurtuluş olabilirdi çünkü ihtilalin yöneticisi ona cumhurbaşkanlığı teklif etmişti. Ama Adnan Menderes mektubun mahkemeye taşınmasına izin vermedi..

Birkaç ay sonra herkes kararların ‘ idam ‘ olacağını tahmin ediyordu. Kaç kişinin idam ettirileceği daha belli değildi ama İmralı’da mezarlar kazınmaya başlamıştı bile.

Adnan Menderes, Cemal Gürsel’in idama karşı olduğunu biliyordu. İdam kararlarını onaylan milli komiteydi ve komitenin başında Cemal Gürsel vardı. Ama sadece formalite icabı.. İpler Cemal Gürsel’in elinden çıkmıştı.

15 Eylül 1961 yılında, darbenin üzerinden 16 ay geçtikten sonra nihayet bir karar verilecekti. Adnan Menderes ölümden korkuyordu ama ölümün kapıya geldiğini anlayınca , kendisini ölümün kollarına bıraktı.

Askerler, saat gece dört civarında Adnan Menderes’i baygın halde buldular. Kendisine verilen uyku ilaçlarını içmemiş, biriktirmiş ve o gün hepsini tümden içmişti. Son anda yapılan müdaheleler ile kurtuldu.

Mahkeme, Celal Bayar ve Adnan Menderes dahil olmak üzere 15 işinin idam cezasına çarptırılmasına karar verdi. Birçok tutuklu da ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

İdama mahkum edilen 14 kişi Yassıada’dan ayrılıp İmralı’ya doğru yol aldı. Nereye gideceklerini bilmiyorlardı ama neden gittiklerini öğrenmişlerdi.

İdam kararları Washıngton’da da duyulmaya başlandı ve başkente bir mektup gönderildi. Mektupta, idamın yapılmaması gerektiğinden söz ediliyordu lakin kimsenin Washıngton’un sözüne kulak asacak hali yoktu.

İdam kararları, son olarak 22 kişilik bir komitede onaylandıktan sonra uygulanmaya başlayacaktı. Komite de, 4 oy farkla idam kararı verildi.

Sıra kimlerin idam edileceğiydi. 15 kişi içinden 4 kişinin idamına karar verildi: Celal Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu.

Celal Bayar’ın yaşı altmış beşi aşkın olduğundan idam cezası ömür boyu hapse çevirildi.

Ve totalde 3 idam kararı verildi. Gazete manşetlerine bomba gibi düştü..

İlk olarak idam ettirilen Fatin Rüştü Zorlu oldu. Bir beyaz gömlek ve boynuna asılan hüküm özeti ile hayatı son buldu. Ardından sıra Hasan Polatkan’a geldi ve o da idam ettirildi.

1961 gazete manşeti

Adnan Menderes intihar girişiminden sonra hastaneye kaldırılmıştı. Menderes’in eşi Berrin Hanım son çare olarak İsmet Paşa’nın yanına gitti. Belki İsmet İnönü bir şeyler yapabilirdi. İsmet Paşa , Cemal Gürsel’in yanına gitti ama yapacak hiçbir şey kalmamıştı. Adnan Menderes ölümden döndüğü yolculuğa tekrar dönmek için İmralı’ya doğru yol almıştı.

Adnan Menderes beyaz gömleğini giydi ve hüküm özeti boynuna asıldı. Son kez etrafına baktı ve şu sözler ağzından döküldü:

Hiç küskün değilim. Hiçbir dargınlık duymuyorum.

Ve Demirkırat dosyasını burada bitirmiş olduk. Üzerinden 60 yıl geçmiş olmasına rağmen etkilenmemek elde değil. CHP sıralarında en arkada oturmuş olan utangaç gencin 30 yıllık siyasi hayatına baktık. Eşi Berrin hanımın tuhaf bir içgüdü ile korktuğu siyasi macera böyle bir son ile bitti.

Hoşçakalın.

Bir önceki yazımı okumak için buraya tıklayın.

Emeğimize destek için yazımıza yorum yapabilir ve yazımızı paylaşabilirsiniz.

Etiketler

Dilan Akbulut

SİTEDE HER ŞEY PAYLAŞILIR ÇÜNKÜ ÇOK ENTELLEKTÜELİZ