ŞEKER BAĞIMLILIĞI

Modern çağın beraberinde getirdiği bağımlılıklarından biri, belki de en tehlikelisi: ŞEKER…

Gerçekten olmazsa olmazımız mı, yoksa beynimizi uyuşturan tatlı bir oyun mu oynuyoruz kendimize?

Bu meseleyi anlayabilmek için zamanda biraz geriye, hatta biraz fazla geriye gidelim. Yaklaşık olarak 2-3 milyon yıl öncesine kısa bir dönüş yapmalıyız. Atalarımızın yaşam tarzını incelemek bizi bu konuda aydınlatacaktır.

Avcı-toplayıcı olarak yaşayan ilk insan türleri, yani atalarımız; gıda ihtiyacını çiğ et ve topladıkları meyvelerle karşılıyordu.

Meyve nedir? Meyve; bir tür şeker olan fruktoz için iyi bir kaynaktı ve insanlar için güzel bir enerji kaynağıydı. Meyve, o zamanlarda doğada az bulunuyordu çünkü canlı toplulukları günümüzdeki kadar yayılmamışlardı.

Bu yüzden meyveyi, insanların buldukları an tüketmeleri gerekiyordu. Zira insanların, günümüzdeki gibi depolama imkanları yoktu.

Evrimsel olarak yiyebildiğimiz kadar yemeye mecburuz. Bu gereken besleyici ögeleri (protein, karbonhidrat, vitamin, mineral vb.) almanın yanı sıra vahşi hayattaki rakiplerimizin avlarımızı çalmasını da engelleyen ilkel bir mekanizma. Ne yazık ki bu mekanizma modern çağda obezite ve şeker bağımlılığına yol açıyor.

Tekrar günümüze dönecek olursak; marketlerde duran raflarca paketlenmiş gıdalar, fruktoz ve glikoz adında iki tür şekerin birleşmesiyle oluşan sükrozla doludur.

‘ Sükrozun vücudumuzdaki işlevi ne ‘ sorusuna gelelim. Sükroz açısından zengin bir gıda tükettiğinizde kan şekerinizde ani bir yükseliş ve ani bir yükselişe bağlı olarak ani bir düşüş gerçekleşir. Bu iniş çıkışlar genelde sizi daha agresif bir havaya büründürür.

Öğle yemeğinizde bir paket bisküvi yemenize rağmen çok geçmeden aç ve gergin hissediyorsanız sebebi kan şekeri olabilir. Kan şekeri dolayısıyla da sebebi sükroz olabilir.

Peki, ya bizi şekere bu kadar bağımlı kılan ne? Beynimiz neden zararlı olduğu halde şekere ‘hayır‘ diyemiyor?

Hayatta kalmak adına yapılan her davranışı ödüllendirmek üzerine kurulu olan insan beyni; cinsellik, beslenme ve barınma ihtiyaçlarının karşılanması durumunda serotonin ve dopamin nam-ı değer mutluluk hormonu salgılıyor. Ve bizi devamı için teşvik ediyor.

Monotonlaşmış hayatlarımızın arasında yediğimiz bir paket çikolatanın görevi de tam olarak budur. Vücudumuza kısa yoldan mutluluk enjekte edebiliyoruz.

Ayrıca bunun için atalarımızın yaptığı gibi bir uğraş da vermiyoruz. Tek yapmamız gereken satın almak!

Her gün medyada ve marketlerde şekere maruz kalmamız da cabası.

Masum sandığımız şeker, vücudumuzda uyuşturucuyla neredeyse aynı etkiyi bırakıyor.

Yapılan deney ve gözlemlerde de görülüyor ki, şekerli bir şey yemek istediğimizde hatta favori tatlımızın paket sesini duyduğumuzda beynimizin ventral tegmental alan adlı bölgesi aktifleşiyor.

Bu durumdan kurtulmak için bize dopamin salgılatacak yeni alışkanlıklar, hobiler edinmeliyiz. Örneğin bir işi tamamlamış olmak, uzun bir yokuşu çıkmak veya spor ile mesgul olmak. Bunlar beyninizi mutluluk açısından tatmin edebilecek aktivitelerdir.

Yani canınız eti gurme karam istediğinde yada herhangi bir tatlı yemek istediğinde açık havada koşmak bu isteğinizi bastırmaya yardımcı olabilir.

Ama corona virüsünden dolayı dışarı çıkamıyoruz ki, dediğinizi duyar gibiyim.

Bildiğiniz üzere corona virüsünden dolayı günlük hayatlarımıza kısa bir ara vermek durumunda kaldık. Ve evde kaldığımız sürede yapacağımız aktiviteler kısıtlı; ama en etkili ve en çok tercih edilen film, dizi izlemek olsa gerek.

İşte, bir yandan netflix izlerken bir yandan da marketlerde almış olduğunuz abur cuburları yemek yerine güzel bir meyve tabağı hazırlayabilirsiniz.

Doğal şeker kaynağı meyve yemek, işlenmiş şekerli gıdalara nispeten aniden yükselmenizi ve beraberinde getirdiği ani çöküşü yaşattırmıyor. Böylelikle kendinizi mutsuz da hissetmezsiniz!

Kaldı ki meyve, başta corona virüsünün getirmiş olduğu Covid-19 hastalığı gibi hastalıklara karşı dirençli olmanızı sağlıyor.

Pelizar Yıldırım

Bunlarda İlginizi Çekebilir